Gündeme dön

Tüketiciler - Aylaklık Notları

eradrun Edebiyat 22.06.2026 18:46

(Aylaklık Notları'ndan eski bir parça, olur da kaybolur diye buraya koyuyorum.) Yüreğime bir mıknatıs yerleştirilir kimi zaman, temaşa edeceğim yere mekanik, ruhsuzca çekilirim. Gayriihtiyari yani. Buraya uçarken yine bir mıknatıs yerleştirildi. Teslim oldum, kendimi salıverdim. Yeni bir tecrübenin vereceği zevkin rayihasını ala koklaya uçtum. Gariptir ki kentten ayrıldım, karaçamların uğultu korosunu dinlediğim sıkıcı bir filarmoniye daldım. Sanki koroyu dinlemekten yorulanlar toplansın diye yerleştirilmiş, ormanı yarıp kendi topraklarını gururla teşhir eden bir kayran vardı, kayranın ortasında da içinde bir şeylerin kıpraştığına emin olduğum ahşaptan bir dağ kulübesi. Demek temaşa alanım burası. Şöminede bir zamanlar koroya eşlik eden odunlar kor olmuş, ölümden önceki son haykırışlarını odaya salıyordu. Salışlardan zuhrolan gri soluklar, havaya karışarak yere uzanmış çiftin burnuna yol alıyordu. Çift! Hakiki bir çift! Estetik bir mucize! Hiç sana benzemiyorlar he. Yüzleri gözleri pek ala düzgün, yatak sanatının çığır açan eserleri. Sanki ana karnında estetik bilince sahip olup da en şaşalı genleri özene bezene seçme hakkı verilmiş gibilerdi. Her neyse. Tuhaf ancak cesur hadiseler. “Acıktım.” dedi oğlan. “Ateşi harla da bir şeyler atıştıralım.” “Kalkacak hâlim takatim kalmadı sevişmekten, ne yemekten anlarım ne de ateşten.” “Tamam. Ben harlarım.” dedi oğlan oflaya puflaya. Köşedeki soğuk bıçağa uzandı, önce korları bi’aşağı bi’ yukarı kıpırdattı, gaz kokan nefesiyle korları üfürdü. Yan taraftaki odun parçalarını alıp şömineye attı. Birazdan çatırdayıp alevle ortalığı velveleye vereceklerdi. “Oldu mu isteğin?” “Oldu da ne yiyeceğiz, dişe değecek ne var?” “Şehir merkezi de pek uzak.” “Ormandan da fırlamaz etli bir tavşan.” Kelimeleri yorgunlukla yıkanmıştı, öylesine masumane bakıyorlardı ki birbirlerine o an onlara cennetten bir masa kurasım geldi: Kızarmış etler, ekşi mayalı ekmekler, taptaze meyveler… Ancak tıksırıncaya dek tıkanan çok insan gördüm. Daha sevişmelerinden akan ter kurumamışken, açlıktan kıvranan masum çift nadirdir. Dolayısıyla temaşa değeri yüksektir. Müdahale etmedim. Upuzun bakıştılar. Az daha bakışsalardı açlık nisyanın nesnesi olacaktı. Beceremediler. Sükunet keskin bir cümleyle kesildi. “Yabandan bir et, yabancı bir et arama.” diye hakim bir tonla söyledi kızcağız. “Anlamadım, delirdin mi tastamam?” “Ismarlamak yani, kendimden bir ikram.” Nutkum tutuldu, şayet kızcağızın kastını doğru anladıysam zevkten dört köşe olacaktım. “Masumiyet” maskelerini indirecek kadar aç mıydılar o kadar? Yoksa masum sanacak kadar yorum kabiliyetim mi dumura uğradı? Kendi varlığının bütünlüğünü korumaya yönelik yasayı çiğneyecek denli insan mıydılar? Kentten-pek-uzaklık, hayvani bile olamayacak kadar vahşi, tuhaf ve cesur dürtüleri faş etmeye yardım mı ediyordu? Yoksa çift, olağanlıktan bıkacak kadar beraber miydiler? Can, cana mı ihanet ediyordu? Şükürler, şükürler olsun ki sofra kurmadım. Oğlan, garipsemedi. Sezmişti zaten; lakin sevgilisinin estetik bütünlüğü mü yoksa açlığının dindirilmesi mi dilemması kafasını kurcalarken kız çoktan bıçağı alıp orta parmağını feci bir donuklukla kesip ateşe attı. Süt gibi beyaz, silüeti ressam fırçasından çıkmışçasına olan o parmak önce ala çaldı, sonra kızarmak için ateşin kucağına daldı. Parmak yandıkça böcek ölüsü gibi kıvrılıyordu. Dokunmaya kıyamayacağın uzuv, leziz mi leziz bir et parçasına dönüyordu yavaş yavaş. Kulübenin kesif havası çekip gitti; büyülü, pek uyuşturucu bir fedakarlık ıtrı teslim aldı– ki benim bile kart etimden ikram edesim tuttu. Oğlan dayanamadı, düve memesinin niş fakat lezzetli bir sakatat olduğuna dair iddiaları işittiğini hatırladı. Aldı ala boyanık bıçağı… Ateşin kucağına verdi işlevsiz parçasını. * * * “Pişti, hazır.” dedi kızcağız kokuşmuş nefesini püskürterek. Oğlanın gözleri bu çağdan olmayan bir haz pırıltısıyla doldu. “Bütünlük feda oldu açlık uğruna. Ancak yaralarımız tamir olacak; kanın kanıma, etin etime dönüşecek. Ve mezbahamız saklı kalacak, kimsecikler bilmeyecek hor görülesi sırrımızı .” Tükettiler birbirlerini.